4 Eylül 2017 Pazartesi

MASAL DİYARI ESKİŞEHİR...


Güzel bir bayram sabahından herkese selam...

                                Öncelikle herkesin kurban bayramını kutlar,nice nice bayramlara erişmeyi dilerim.

                                Bayramı çok dolu geçirdim desem yeridir. Bayramın ilk günü mezar ziyaretleri ve büyükleri ziyaretle geçti. Malum İSTANBUL'da benim kimsem olmadığı için eşimin ailesiyle oluruz genelde ilk gün. Bayramın ikinci günü ESKİŞEHİR' e tura gittik. Sabahın erken saatlerinde başlayan otobüs yolculuğumuz ortalama 4 saat sonra yani öğlen civarları ESKİŞEHİR'e  ulaştırdı bizi. Ama inanın ne kadar anlatsam gördüklerimi yaşamanız lazım diyorum. Bu aklınızın bir köşesinde olsun..
                               İlk önce bizi YILMAZ BÜYÜKERŞEN BALMUMU müzesine götürdüler. Aynı zamanda ESKİŞEHİR'in belediye başkanı olan YILMAZ BÜYÜKERŞEN'E buradan bir kere daha minnettar olduğumu ve takdir ettiğimi söylemek isterim. Bizzat YILMAZ BÜYÜKERŞEN'in kendi yaptığı balmumu heykellerden oluşan müze bize tarihten tutunda artistlere varasıya bir çok ünlü ismi yanyana getiriyor. Kendisini ne kadar tebrik etsek az. Ayrıca giriş ücretleri İSTANBUL'da bir müzeye gireceğiniz ücretlerin ortalama yarısından bile az. 3 TL. 5 TL. fiyatlarla gitmek istediğiniz her yeri gezebiliyorsunuz. Sonra oradan çıkınca çiğbörek yemeğe gittik. Oranın en meşhur yiyeceklerinden birisiymiş. Özellikle kıymalı olanı gidince mutlaka tadın derim. Sonra talkan kurabiyesi, ve haşhaş helvası hepsinden tattım ve aldım. Ben en çok haşhaş helvasını çok beğendim bir de demez mi Türk kahvesiyle iyi gider diye :)) ilknur almaz mı? hemen aldım. Yemekten sonra yola ESKİŞEHİR KURTULUŞ MÜZESİ'NE gittik. Burası aslında bir konak ve kurtuluş savaşımızın olduğu günlerde İSMET paşanın kaldığı konak. Strateji odası,resimlerle anlatıldığı oda ve gösteri odası var ki!! en çok o odaki anbians ve gösteri bizi çok etkiledi. mutlaka görmelisiniz. Biz şu anda rahat rahat kıçımızı yayıp yaşıyorsak o günlerde bizim için ölenlerin yaralananların sayesinde olduğunu daha iyi anlıyorsun. Maalesef ağlamadan çıkamadım. 3 boyutlu şekilde anlatıyor ve o odadan çıkınca ve oralarda gezerken hepten etkileniyorsun. Bir de biz tam 2 EYLÜL'DE oradaydık ve bulunduğumuz topraklarda 95 yıl önce bunlar yaşanmış. Yani 2 EYLÜL 1922 'de ESKİŞEHİR düşman işgalinden kurtarılmış. Bu tarih bilgisini beynimizde yineleyince hepten gezdiğin yerler insana daha bir anlamlı geliyor ve bakış açın daha da bir değişiyor. İnsanın milliyetçi duyguları daha da bir kabarıyor. Oradan hareketle Kurşunlu külliyesi ve lületaşı müzesine gittik. Lületaşı en çok çıkarılan yerlerden birisi. Daha sonrasında serbest kaldık o tarihi konaklarda çay kahve içtik. Sonra KENTPARK'a gittik. Sevgili YILMAZ BÜYÜKERŞEN öyle güzel bir park dizayn etmiş ki!! yapay plajları bile var. Hem de girişi sadece 15 TL. Allahım ne güzel bir şehirdir. Lütfen gidin görün. Sonrasında otele döndük.
Dün sabah yine kaldığımız yerden devam ettik. TÜLOMSAŞ  fabrikasında DEVRİM arabasını gördük. Hikayesini bilenler bilir bilmeyenlerde uzatmayacağım google amcadan öğrensin. HALLER gençlik merkezi ve SAZOVA parkına gittik. Park muhteşem. Parkta hayvanat bahçesi ve bilim gösterilerinin yapıldığı SABANCI UZAY EVİ gibi yerler var. Hepsini gezemedik sanırım bir gününüzü ayırsanız ancak gezersiniz. MASALŞATOSU'na,KORSAN GEMİSİ'ne ve HAYVANAT parkına girebildik. Sonra zaten artık turumuz bitti.

                 Sonuç olarak gerçekten çok düzenli bir yapısı olan, Şehiri kalkındırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek için YILMAZ BÜYÜKERŞEN  ve EKİBİNİ kutluyorum. O ne temiz yollardır.O ne düzenli evlerdir. Gerçekten muhteşem Tarihle içi içe olan ama aynı zamanda modern bir şehir ESKİŞEHİR. Sloganı bile var.ŞEHİR ESKİŞEHİR'DİR.  Tabii oralara gidiş amacımın bir parçası olan ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YUNUS EMRE KAMPÜSÜNÜ 'DE görmeden dönülmezdi değil mi? Kendimle okulumla çok gururlandım. Lütfen AÇIKÖĞRETİM' de okuyanlar ve okuyanları hor görenler koca bir şehiri o üniversite nasıl kucaklamış, nasıl bir kampüsü var, oraların kalkınmasına yardım etmiş gidip bir baksınlar. Öyle sınava girip çalışmadan diploma almış muamelesi yapanları buradan esefle kınıyorum. Ve emeğe saygı diyorum... Açıköğretim okuyan arkadaşlarım sizde nereden diploma almışsınız gidip bir görün diyorum. Uzaktan diploma almış olmak bakkaldan ekmek almaya benziyor olabilir.Ama orada okulunuzu görünce vaybe ben neler başarmışım diyeceksiniz. Bir kez daha kendinizi kutlayacaksınız,o hem okul okumayı,hem çalışmayı,hem evli olmayı,hem çocuk yetiştirmeyi ve her şeyle hayatla uğraşırken kalmadan mezun olduysanız hepten gözleriniz dolacak, okulun kapısını görünce kalbiniz hızla çarparak heyecandan midenizde kelebekler uçuşacak. Eskiden kendimi hafife alırdım ama artık öyle hissetmiyorum ve yapmıyorum.


                 Sonuca gelelim. Atam sana minnettarım.. Ve TÜRK olmaktan bir kez daha gurur duydum. Ve bir kez daha anladım ki. Herşeyden önce bizler bıraktığın bu topraklarda iyi şeyler yapmalıyız. Tıpkı YILMAZ BÜYÜKERŞEN gibi. İdolüm oldu. Yaptıklarıyla ufkumu açtı. Lütfen kimse ülkesinden kaçmayı düşünmesin. Çünkü biz onlara bu rahatlık ve bize bıraktıkları bu güzel vatan için borçluyuz. Çok çalışmalıyız. Yaptığımızın ve yapacağımızın EN İYİSİNİ yapmalıyız. Ülkemizi iyi tanımalıyız.Düşmanlarımız hala bizimle uğraşıyor.Bunu iyi bilmeli ve ona göre gardımızı alıp, çocuklarımızı da bu doğrultuda yetiştirmeliyiz. Herşeyden önce VATANA MİLLETE HAYIRLI EVLAT olmalı dediğimiz olayda bu. İşte bu yüzden de ne diyoruz. NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...


Yazımı okuduğunuz için teşekkürler.

Ama lütfen gidip görün.


Takipte kalın,Hoşça kalın..















26 Ağustos 2017 Cumartesi

Minimalizm varan 2



Selammm !!!! Bayanlar baylar...


       Nasılız bakalım. Şu yazın son günlerinde..Arada bir hava serinlemesi ve kararması haricinde sıcak günlerimiz yavaş yavaş bizleri terk etmeye başladı bile..

         Neyse boşverinde havanız nasıl olursa olsun,sizin havanız yerinde olsun derdi eskiden birileri valla şimdi aklıma gelmiyor. Hülya uğur muydu neydi ismi acaba..Bende öyle evde temizlik yapıp,yemek yapıp, mis gibi böreklerimi pişirdikten sonra, aldım kahvemi yanıma ilham gelmişken aklımdakileri sizinle paylaşayım dedim.

        Uzun zamandır varan 2 'i yazacağım bir türlü fırsat olmadı. Hazır Eylül ayı yaklaşırken ( ki eylül benim hep milatlarımdan biridir) Nedenini bir daha ki yazımda bulacaksınız minimalizm ile ilgili yazımın tam yazma zamanı..

       Önceki yazımda biraz anlatmıştım. Sadeleşme olduğunu.. Tabii ki sadeleşme bizlerin kapitalist dünyasından o kadarda kolay birşey değil. Bazen bizleri kapitalizme alıştırıp,sonra da kaynaklar tükenmeye başladıkça minimalizm'i bunun için öne attıklarını da düşünmüyor değilim hani.. Her youtube açtığımda o kadar çok minimalizmi öven youtuber var ki anlatamam. ki ben onların abone sayısı ve kazandıkları paralar arttıkça artık reklama döndüğünü düşündüğümden ( acaba ) demeden geçemiyorum.  Hal böyleyken düşünüyorsunuz. Sadeleşmek.. Ama ne kadar sadeleşmek. Nereye kadar sadeleşmek. Bir kere sadeleşmekten bahseden insanların koleksiyon yapması. Başka bir videoda bana makyaj koleksiyonum 2017 demesi saçma değil mi?

       o yüzden kendi hayatıma katacağım sadeleşmekten bahsedeceğim. Aslında adını minimalizm  olarak bilemesekte bizler bunları yıllardır yapıyoruz bir nevi. Mesela kışa girerken yazlık giyemediklerimi ayıklarken, yada yaza girerken. Ama çoğunlukla da belki giyerim diyerek ayırdığımız kıyafetlerimiz de var. Allah rahmet eylesin.. :))) annem nurlar içinde uyu.. Kıyafetlerimi ayarlardım ver diye, giderdi saklardı..Hatta bir gün Adana'dayken dedim kadın gelmeden evini bir temizleyeyim yastığın kılıfını yıkayacağım,tutmuş dikmiş bende sökeyim dedim. Anam o ne benim ver diye poşete koyduğum tüm kıyafetleri çıktı içinde:)))) tutmuş onları yastık yapmış..Şok oldum. Rahmetli çok tutumlu bir kadındı.. Keşke onun kadar olabilsek.. Neyse..

        Heee bir de şu var.. Bazı kıyamadığınız kıyafetleri atmıyorsunuz ya ki benim vardı öyle .. Bu sene  6 kilo verdim. Ki hala eskiye doğru yani 48 kilo olduğum yıllara doğru adım adım ilerliyorum. zayıflarsam giyerim dediklerim şimdi oluyor ve o kadar mutluyum ki. Demişler ya zayıflamanın tadı hiçbir yemekte yok diye.. Doğru demişler.. Valla boğazınızı kesince öyle bir zayıflıyorsunuz ki..Kimse bana yok su içtim yaradı felan bahaneleri uydurmasın.. İradesizlik onlar. Bu kadar basit. He ama hastalanmışsındır, kortizon kullanmışsındır onu anlarım. Ama diğer türlü yiyorsun abi. İçki içme,rakıları gömme, baklavaları,çikolataları hüpletme, bak nasıl veriyorsun.. Birazda kıçını kaldır yürüüüüü..Onu bunu kıskanma sende yapabilirsin.. Evet bu bir başka konu.

         Ama diyelim ki hiç mutlu olmadığın sırf aldın diye dolapta tuttuğun kıyafetleri ver gitsin..
       

Minimalizm için yapabileceğiniz en iyi yol; bölüm bölüm gitmek..

      önce bir çekmeceyle başlayın, sonra yavaş yavaş şifonyeri bitirin. Sonra kıyafetleri kategori yapın. Giymedikleriniz ve hiç giymeyeceklerinizden emin olduklarınız verin,bağışlayın yada satın. Sonra kitaplar,cdler,dergiler, evin aklınıza gelebilecek her yerini gözden geçirin. bunu yapmak size bağlı olarak aylarınızı alabilir.

        Eğer bir makyöz değilseniz, yada youtuber değilseniz kolleksiyon yapmanız doğru olmayabilir. Öncelikle size yakışan makyajı stilinizi bulun ve az ama öz malzemelerle bunu yapın.Ayrı ayrı bir sürü rimele,fara, vs ihtiyacınız yok. Ve hatta bunlar bitmeden almayın.

        Zaten öğrenmemiz gereken bu elimizdekini tüketmek,aldığımızın hakkını vermek..

okumayacağın kitabı alma,yemeğeceğin besini alma, ya oku yada alma.Okuduklarını da saklama zaten muhtemelen okumayı bir daha düşünmeyeceksin.Ben mesela hep arkadaşlarıma genelde kitap hediye ederim.

Şimdilik anlatacaklarım bunlar ve devamı gelecek eylülden itibaren hep beraber yapalım sadeleşmeye fikirleriniz,eleştrilerinizi bana yazın lütfen. Yada sizde sadeleşmeye çalışıyorsanız benim aklıma gelmeyen varsa yazın bende yapayım. Slogan şu ( hayatımızın her yerinde sadelik güzel gider)


Hoşça Kalın..Takipte Kalın...












22 Ağustos 2017 Salı

Kaybolan blogger....



Selam! Başlıktanda anlaşılacağı üzere size kaybolan bir blogger'ı anlatacağım.. İsmi lazım değil baş harfi BEN.😁😁


             Arada  baktığım kadarıyla istatistikler sizlerin beni  hemen hemen hergün kontrol ettiğini görüyorum. Allah sizden razı olsun ama haklısınız uzunca bir zaman yazamadım. Ama bu yıl bloğuma daha sıkı sarılacağıma dair söz veriyorum. Sık sık yazacağım. Yani..... Yeni Sezon Yeni umutlar:))))
           Okulun sınavları bitti. Evett MEZUN  oldum. Sizlere ilham olabilir belki ama daha fazla sizin için önemi olmadığını biliyorum. Belki diyeceksiniz..Amannnn bu saatten sonra napıcannn diplomayı... Evet dediniz sankim :)))) Ama en çok ölen anneme söz verdiğim için giriştim. Çok şükürde uzatmadan 2 yılda tamamladım lisansı.. Şimdi önümde daha bir çok yeni hedefim ve size o kadar çok anlatmak istediğim şeyler var ki.. Umarım sıkılmadan dinlersiniz. Ama hepsini zamanla anlatacağım. Bu arada sizlere ürün tanıtımları,kitap tanıtımları,gezdiğim mekanlardan ve yaşamıma dair her şeyden bahsedeceğim bir sezon geliyor. Beraber müzikler dinleyip,beraber kitap seçeceğimiz,beraber öğrenip, beraber paylaşım yapacağımız bir sayfa olması için uğraşacağım. En çokta benim küççük tuanam için...


Dediğim gibi yakında görüşeceğiz tekrar. Cooming soon..


Hoşça Kalın..Takipte Kalın..

13 Temmuz 2017 Perşembe

DOLFİ İLE MARİLYN

Herkese slmmm


                     Bugün yeni taze bitirdiğim bir kitap önerisiyle geldim karşınıza.. Bu aralar çok kitap okudum ama özellikle bu kitap çok değişik olduğu için önermek istedim.


                  Adı DOLFİ İLE MARİLYN yazarı   françois saintonge, kitabın konusuna gelince yıl 2060 ve klonlama artık hayal değil. Adolf hitler'in klonu ile arkadaş Marilyn monroe 'nun klonunu hizmetçi yada eş yapabildiğiniz bir dünya düşünün. Böyle bir ortamda gelişen olayları anlatıyor. klon olarak sadece hitler ve monroe ile geçiyor bütün kitap ama sürükleyici. çok fazla anlatmak istemiyorum. Bence okumaya değer. ilk başlarında çok güldüm ,sonra düşündürücü gelmeye başladı sonunda duygusala bağladım üzüldüm desem doğru demiş olurum.

                Bu iki dünya üzerinden geçmiş biri iyi diğeri kötü karakterin hayatı bana hep ilginç gelmiştir zaten ondan
dikkatimi çekti de aldım. fiyatıda DNR da indirimdeydi. 25 tl yetine 9,90 yani 10 tl ye aldım. Tavsiye ederim.


Hitler’in klonu oturma odanızda, Marilyn’in klonu mutfağınızda sizi bekliyor olsa ne hissederdiniz?
Yıl 2060. Yer dünya. Klonlanmanın artık hayal olmadığı bir dünyaya hoş geldiniz!
İnsan klonlamanın serbest olduğu postmodern bir toplum yapısında, günlük yaşamın akışı içinde, her yerde klonlanmış insanlara rastlamak, hatta sıradan insan- ların bir zamanlar ulaşmasının mümkün olmadığı kimi kült karakterlerle arkadaş olmak alışıldık bir durumdur. Marilyn Monroe’nun klonunun eşiniz, hizmetçiniz ya da sekreteriniz olması işten bile değildir. Ya da Adolf Hitler’in klonu Dolfi, evinizin salonunda arkadaşlık etmek için sizi bekliyor olabilir. Hatta Marilyn ve Dolfi’nin kaderi tüm bu postmodernite içinde bir yerlerde birbirine bağlanabilir. Ancak bir süre sonra Adolf Hitler’in klonlanması yasaklanır ve iki kader arkadaşı ortadan kaybolur. Ne Marilyn’den haber vardır ne de Dolfi’den. Ta ki günün birinde Dolfi, Adolf Hitler adıyla Germaniya şansölyesi olarak ortaya çıkana kadar.

Kitabın resmi ve arka kapağını koyuyorum fikir açısından.
Takipte kalın,Hoşça kalın..

MASAL DİYARI ESKİŞEHİR...

Güzel bir bayram sabahından herkese selam...                                 Öncelikle herkesin kurban bayramını kutlar,nice nice bayraml...