18 Kasım 2016 Cuma

BİR TEK ANNEM OLSUN BANA BİR ŞEY OLMAZZZ.

Bugün günlerden annem L

Her Perşembe ve Cuma benim annemin yokluğunun en çok içimi acıttığı günler. Her seferinde yaşasamda kimseye belli etmeden içimde yaşarım. Anne olmak zor iş ya. Herkes anne olamıyor. Annelik bana göre çocuğu bir yerinden çıkarıp atmakla anneyim denmiyor.

Konuyu açmak gerekirse annemi anlatınca anlayacaksınız. Benim annem çoook zor bir hayat geçirdi. Çocukluğunda onu önce annesi bırakıp gitti. Hep ‘’ bir karlı gündü koştum annemin arkasından anne dedim beni de götür dedim ayaklarım karların üstünde alamam dedi ve öylece bırakıp gitti ‘’ diye anlatırdı. Bir çocuğun anne babasının ayrılması ve seçim bile yapamadan sadece babayla kalışı,üzerine üvey anne gelmesi. 8 yaşındaki çocuk ev işlerinden,yemek yapmaktan ne anlar. Üvey annenin babasına saçma sapan bahanelerle dövdürmelerimi dersin, yetmiyormuş gibi abisinin de dayak atmasıyla beraber sevgisiz büyüyen küçücük bir kız çocuğu L. Hala dedemden nefret ederim. Annem anneannemle yıllarca küs yaşadı. Uzunca zaman affedemedi. Çünkü bir anne ne yapıp edip evladını yanına almalıydı. Dayaktan nenesine kaçan o küçük kız, onlara göre yakında kocaya kaçardı. Çünkü üvey anne öyle doldurmuştu babayı. Tabii annem daha 13 yaşında zorla 30 yaşında biriyle evlenmek zorunda kalmış. Daha regl olmamış bir çocuk ne bilsin evlenmenin ne olduğunu. Daha fazla detaylarını anlatmadan bu acı dolu zamanlarını atlamak gerek. Annemin babamla evlenmesi bile kadının ne kadar talihsiz olduğunu gösteriyor. Benim babam çok evli.fakat annemi bir akraba düğününde beğenince her şeyi gizlemişler. Annemi kandıran yine bir kadın olmuş. Bir insan kocası için nasıl başka bir kadına ben ablasıyım bunun karısı öldü 3 büyük çocuğu var der ki. Sanırım ya çaresizlik,ya da aşırı sevgi. Esmaannemi bu konuda hala anlayamam. Ama ben hiçbir zaman ondan bir üvey annelik görmedim. Tam tersine bugün acı bir haberini duysam en az annem kadar acı çekeceğimi çok iyi biliyorum. Allahım korusun onu. Ama bir gün olacak. Sonuç annem başından bir evlilik geçmiş o evlendirdikleri adamdan çok çekmiş. Adam sonunda veremden ölünce genç yaşta dul kalmış. Babamdan da etkilenmiş. Rahmetli yakışıklı adamdı Allah var. Durumu da iyi. Tamam demiş annem ama dili yandığı için imam nikahı ile evlenmiş önce. Ama sonra acı gerçekler maalesef ki ortaya çıktığında abime hamile kalmış çoktan. Önce rahmetli abim, sonra ben olmuşum. Babam kanserden öldü. Ben 4 yaşındayken.  İstanbul gibi bir yer de  annem iki çocuğunu tek başına yetiştirdi. Öyle yanında babası anası vs. hiçbir akrabası olmayan tek başına dul bir kadın. Ne zorluklar içinde bizi büyütmeye çalıştı. O yüzdendir ki. Anneme kolay kolay laf ettirmem. Edenleri de annemin geçtiği yollardan geçmesini dilerim. Öyle ben anneyim demekle olmuyor. Şimdi söyleyin ANNE nedir.
                   Anne demek FEDAKARLIK,ŞEFKAT,HUZUR,SIĞINILAN LİMAN,YAŞADIĞI TÜM SIKINTIYA RAĞMEN EVLADI İÇİN AYAKTA DİMDİK DURAN İNSAN,SENİ HERTÜRLÜ KÖTÜLÜĞE KARŞI KOYACAK KADAR KORUYAN,HATTA VE HATTA CANINI ORTAYA KOYACAK KADAR. İşte ben annemi örnek alırım. Herkesin yaşadıkları kendine fakat böyle örnekler varken,bazı anneler hafif kalıyor. Ben bile annem gibi anne değilim. Anneliğimi kendi içimde çok sorguluyorum. Çocuğum için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. En önemlisi de annemin maalesef ki yaşayamadığı ve bize de veremediği aile olabilmek olgusunu verebilmeye çabalıyorum. Çünkü bu kader zincirini birinin kırması lazımdı. Kız çocukları annenin kaderini yaşar derler ya. Tek yandığım ne var biliyor musunuz ? Hayatı boyunca mutsuz yaşamış bir insana mutluluğu anlatamadım. Mutlu olduğunu yada olması gerektiğini bir türlü anlatamadım. Mutlu olduğu halde hala hep mutsuzdu. Gözünde hep buğulu bir hava vardı. Sanki mutlu olsa her şey bozulacak. İnsan kendini hep şanssız,hep kaderi kötü gidecek hissedermi. İşte annem hep böyle hissederdi.
Lütfen çocuklarınıza belki en güzel oyuncakları alamazsınız,belki en lüks yerlerde yaşatamazsınız,belki en iyi okullarda okutamazsınız ama lütfen lütfen onunla mutlu olmaya çalışın.Mutluluk aile olmakla başlar. Sevgiyle büyüyen çocuğun başaramayacağı hiçbir şey yok. Sevgisiz büyüyen çocuk görüyoruz sokaklarda . çocuklarınıza maddi materyaller  yerine kendi sevginizle verdiğiniz vakitle ikinizin kahkahalarla geçirdiği dopdolu günler armağan edin. Bugünlük bu kadar. Hayırlı cumalar.


Annem umarım mutlusundur oralarda huzurlusundur. 

10 Kasım 2016 Perşembe

Unutmadık,unutturmadık,Unutmayacağız.

BİZE ANLATILMAYAN ATATÜRK...

Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal ATATÜRK dünya döneminin liderleri içerisinde 21 nci yüzyıla geçebilen tek liderdir. Üstelik diğer liderler kendi halkları tarafından yok edilmenin acısını yaşamışken, o hala halkının ve dünyanın nabzında en büyük canlılığı ile, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen  dünyadaki tek lider.
Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten sonra da bu kadar uzun süreli canlı kalabilmeyi başarmak değimlidir.?
ATATÜRK’ü biz hep tarihe mal olmuş yönleri ile tanıdık: Asker ATATÜRK ya da devlet adamı ATATÜRK olarak.. Bu verilen örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten herhalde bir başkasına rastlamamız mümkün değil.
En büyük düşmanı; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, yunan Başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet Bayramı Atina’daki Türk Büyükelçiliğine gidiyor Trikopis, ATATÜRK’ün resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor. Böyle bir büyük saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal.
Yıl 1938, General Mcarthur’un en zor en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yürmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
“Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal’i görmek için neler vermezdim” dedirten o büyük özlemi ve onu oluşturabilen Mustafa Kemal’i.
Ya da, yıl 1938. Bir İran’lı şair Tahran gazetesine ölümü üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizle paylaşmak istiyorum.
Diyor ki;
“Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.” Dizelerinde ki bu kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.
Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri paketinde ki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum.

Diyor ki:
“Bu gün UNESCO’nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal’dir”
Öneri nedir ?
Öneri ise onun doğumunun yüzüncü yılında, 152 üyesi vardı UNESCO’nun, 152 ülkenin devletleri aynı anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şöyle der:
“Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız ?” Rus delegesi ayağa fırlar yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle der;
“Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız” sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal.
Sonra nemi olur ?
UNESCO tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok 152 ülke o metne imza atar.. Hani İsveç delegesi demişti ya “ ne yani” diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;
“ Ben ATATÜRK’ü inceledim, bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum” İşte o muhteşem belge diyor ki ;
ATATÜRK KİMDİR;
ATATÜRK ULUSLAR ARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞAN ÜSTÜ DEVRİMLER GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK AYRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KURUCUSU……..
Haiti’ye baktım haritada bir kutup kadar uzak ülke hadi gelin Haiti’ye gidelim.. Yıl 1996.. Haiti cumhur başkanı o yıl ölür!!! Bir  vasiyet bırakmıştır, 1996’da öldüğünde vasiyeti açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin bırakmıştır.. Haiti Cumhurbaşkanı’nın bu gün mezar taşında yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum.
Diyor ki ;
“Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK’ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm”
Peki yıllar bir şey değiştirir mi??
Hayır….
2000 Yılında bizim medyanın kaçırdığı bir bilgi var, ABD Başkanı milenyum mesajını veriyor.Mesajın bir yerinde aynen şunları söyle;
“Bu gün milenyum hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK’tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir.”
2000’ de ABD Başkanına işte bu gerçeği de ifade ettirebilen bir Mustafa Kemal var. Asker Mustafa Kemal’in, Devlet Adamı Mustafa Kemal’in çok dışında bir Mustafa Kemal.
Bir İngiliz Gazeteci ATATÜRK ile bir röportaj yapar. Röportajını Amerikan Büyük Kütüphanesinden bulup getirttim ve bir yerinde Mutafa Kemal’e şöyle sorar gazeteci; “Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyormusunuz?” Mustafa Kemal’in cevabı aynen şöyle
Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz  müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz.”
Evet Birleşmiş Milletler sadece Türkiye’yi davet edebilmek için yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke olur Mustafa Kemal’in ülkesi, Türkiye’si , Birleşmiş Milletlere..
ATATÜRK ağlarken tarihte çok ender tespit edilmiştir. 25 yıllık araştırmacının 7 tespiti olmuştur. İlki Çanakkale’de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü göz yaşıdır. Bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama yinede anlatacağım.
O günün kurak Ankara’sı, çorak bir köy. Çankaya’dan meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve iğde ağacına selam verirmiş. “Aman demişler Paşam ne yapıyorsunuz böyle?”, “ Eee o demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var” yani “ niye şaşırıyorsunuz” der gibiymiş. Bir gün yanında bulunan arkadaşına “işte bu benim…” derken bir de bakıyor ağaç yok ortada hemen iniyor. “ Ne yaptınız bu ağaca” diyor “Paşam” diyorlar, yolu genişletmek için mecburduk kestik ağacı.” “Yahu bitek bana sorsaydınız bu ağaca kurtaracak yolu muhakkak bulurdum” diyor. Daha fazla dayanamayıp arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde ağlamaya başlıyor.
Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz?
Hayır
Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve lideri olduğu içinde bu toprakların da o iğde ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal’in omuzlarındadır onun için.
Tahsin COŞKAN o zamanın genç bir ziraat mühendisi.”Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum” diyor ATATÜRK..Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık , sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. “ Ya Paşam hayrola” der. ATATÜRK “Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum” der. “Paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip te burayı tercih ettiniz” der. ATATÜRK’ün cevabı ATATÜRK’çedir. Der ki “Ben en zor olanı yapayım da siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.” Ne bilsin ki en kolayları bile çabuk yıkabildiğimizi ama, bu arada Tahsin COŞKAN “ Paşam burada hiçbir şey yetişmez, pek uğraşmayın” der. Ama dinleyen kim. Der ki “Tahsin buraya ziraatçıları getir ve incele bana resmi bir yazı getir burası ile ilgili” Bir müddet sonra Tahsin COŞKAN çok mutlu, kendi dediği çıktı, üzerinde “Burada hiçbir şey yetişmez” yazılı, altında da ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal’in önüne koyar. ATATÜRK biraz mütebbesim  okur bu yazıyı. Kalemi alır, bu kağıdın yanına aynen şunları yazar;”BURASI VATAN TOPRAĞIDIR, KADERİNE TERK EDEMEYİZ.
Etmez de. Aynı Sakarya Savunması gibi akasya savunmasını ele alır, çam köknarı oraya 30 Ağustos olarak tamamlar ve hiç unutmayacağımız bir gün, lütfen hiç unutmayın, tarihte atladık bu günü, 25 Mayıs 1933. Ne yapar biliyormusunuz hani 5 Haziran’larda kutladığımız, çevre günü değimli??  Çevre günü ne zaman kutlanmaya başladı? 1980’den sonra. Peki 25 Mayıs 1933 ATATÜRK ne yaptı? İlk çevre günü kutlamasını yaptı. Hem de bu gün okullara soruyorum diyorsunuz ki ne yaptınız diye “ ya ağaç diktik ya çöp topladık” öyle falan değil. Bütün Ankara halkını bedava trenler ile buraya getirtiyor, ağaçlar boy vermiş, altında dinlenmektedirler, havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı cebinden ödemiştir ama karı da almamıştır, buraya bir fabrika yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir, herkes yemektedir. Herkes çok mutlu ama en mutlusu Mustafa Kemal ATATÜRK.
Nebizade diye bir arkadaşı var, Nebizade’nin kafa çok karışık “Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç yetişeceğine inanmadı. Peki sen nasıl anladın burada orman olacağını?” der. “Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Hani Tahsin COŞKAN’ın burda bir şey yetişmez dediği günün akşamı tebdili kıyafetle Çankaya’dan kaçtım, burada ki köylülere geldim. Köylüler beni tanımadılar. Köylülere, ağalar dedim burada ağaç yetişip yetişmeyeceğini bana en bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz? Dedim. “Al dediler” bana bir testi su verdiler bir de kazma kürek.”Kaz oraya göm testiyi, iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz” dediler. Ah o iki gün Çankaya’da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben. İki gün sonra gittim testiyi çıkarttım testinin içinde su bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana “ağa testide su kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna, biraz uğraş burada ne ekersen biçersin.” Ve hani Tahsin COŞKAN’ın o raporu bana getirdiği gün çoktan projeye başlamış epey de ilerlemiştim.” Diyecektir…
                                                                               
Kaynak:Araştırmacı Yazar Prof. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI

BÖYLE BİR LİDERİN ÜLKESİNDE YAŞAMAKTAN GURUR DUYUYORUM.
  
      Bülent ŞİŞMAN
 5.İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğü
          iletim5-54@hotmail.com

7 Kasım 2016 Pazartesi

HAYAT NE GARİP...

Güzel bir sabah ve güzel bir hafta dileyerek başlamak istiyorum.

Her ne kadar dilesek de bu aralar her gün kötü bir güne uyanıyoruz. Ama umut edilmeli,umut tükenmemeli değil mi? Yine güzel sabahların geleceği,yine çocukların huzur içinde koşup oynayacağı,umutla geleceği düşüneceğimiz zamanlar elbette gelecek.
Dün akşam tuana'yla ders çalışırken kafamızdan helikopterin geçtiğinin sesi geldi. Sanırım Okmeydanı karıştı gene dedik. Malum ülkede durumlar karışık. Ve döndüm dedim ki ‘’ düşünsene tuana hayat ne garip seninle şurada ders çalışırken aynı anda başka başka yerlerde neler oluyor. Kimisi doğuyor,kimisi ölüyor,kimisi partilerde  eğleniyor,kimisi dayak yiyor,kimisi hırsızlık yapıyor,kimisi aşık olduğundan mesaj bekliyor,kimisi dedikodu yapıyor ve daha bir çok şey. Ve hepsi aynı anda yaşanıyor hepsini takip etmek ne kadar zor. Rabbim dedim ne kadar büyüksün. Bunu düşününce endişenin yersiz olduğunu daha iyi anladım. Rabbim ne eylerse güzel eyler. Her şeyin vaktini saatini ,nasıl olması gerektiğini en iyi o bilir. Bunca acı yaşanıyorken vardır bir bilinen.
Hayatı bir şekilde akışında yaşayıp gidiyoruz. Ama bazen neyi neden yaptığımızı hiç mi hiç düşünmeden. Bir anda canımız o yoldan gitmek istiyor ve bir bakıyorsun bir trafik kazasından kurtuluyorsun. Bazen bir kişiyle canın konuşmak istemiyor yakın olmak istemiyor sonra bir zaman sonra o kişinin zararlı olduğunu anlıyorsun. Hayatınızdan birileri çıkıp gidiyor o anda ağlıyorsunuz sızlanıyorsunuz aradan yıllar geçiyor o kişiyle ilgili kötü olan bir çok şey öğreniyorsunuz o zaman yerden yere atıyordunuz ya işte taaa yıllar sonra anlıyorsunuz ki ne kadar doğru bir karar almışsınız. Ama işte bu kararları sizce biz kendi irademizle mi veriyoruz ? işte ben burada biraz takılıp kalıyorum. Ben biraz kaderle çok kafa yoran bir kişi olarak. Geçirdiğim olaylar karşısında hep ipuçlarını birleştirdiğimde çoğunlukla irademin dışında gerçekleştiğini fark ettim. Hatta dediğim gibi yaptığım hiç bir şeyin boşuna olduğunu ,tesadüf olduğuna inanmıyorum. Mutlaka yaşamam öğrenmem gereken bir şey var olduğu için yaşıyorum. Bana göre hepimizin bu dünyaya gelme amacı var. Yoksa neden seçilip gelelim ki. Önemli olan niçin geldiğimizi bulmak. Tek bildiğim emin olduğum bir gerçek var eğer insan olarak iyi olmayı seçersek ne olursa olsun karşınıza rabbim hep iyileri çıkarıyor.Yara bile alacaksanız en hafifini alıyorsunuz. Eğer kötü bir olay yaşıyorsanız mutlaka kime ne yaptım yada ne hata işledim demek lazım. Demiyorsanız kötülükle iç içe geçmeye devam ederseniz. Ve hayatınızda karşılaştığınız insanlar size kötülük etmeye devam eder. Sonra da demeyin ben çok iyiyim niye benim başıma bunlar geliyor diye. Vardır rabbimin bir bildiği.
Sonuç olarak yaşadığımız her şeyden ders çıkarmak ve iyi bir insan olmaktan ne olursa olsun vazgeçmemek lazım. Bu kötü günlerimizde dahi inancımızı yitirmemiz ve sabırla beklememiz lazım. Rabbim her zaman doğrudan ve iyiden yanadır. Ne olursa olsun kazanan  taraf kötü olmaz bunu er yada geç mutlaka görürüz.

Daha iyi günlerde buluşmak dileğiyle..


Takipte kalın,hoşça kalın…